Toplum kavramı nedir?

'Toplumsal' forumunda Admin tarafından 26 Ekim 2015 tarihinde açılan konu

  1. Admin

    Admin Sosyal Sorunlar Site Yetkilisi

    Toplum kavramı, insanlar arası ilişkiden çıkmaktadır. Toplumsal ilişki birey ve grupların birbirlerinin davranışları konusunda sürekli karşılıklı beklentilere sahip olması dolayısıyla az çok kalıplaşmış bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Başka bir değişle toplumsal ilişki; insan iletişiminin bir örüntüsüdür. Toplum ise, toplumsal ilişkilerin bir örüntüsüdür. Bir başka görüş, toplumu belirli insan gruplarından yola çıkarak tanımlamaktadır. Bu açıdan toplum, ortak bir yaşam biçimini paylaşan, belli bir coğrafi mekanda yaşayan kendilerini bir bütün olarak gören, karşılıklı etkileşim içinde bulunan insanların oluşturduğu en geniş gruplaşmadır.

    slide.jpg

    Bir diğer görüş, bir toplumu diğer toplumlardan ayıran siyasal bağıntı olduğunu söylemiştir.
    Siyasal bağımsızlık, belli bir grubu ayrı bir toplum olarak tanımlamaya ne ölçüde yetebilir?
    Zira siyasal kavram göreli bir kavramdır.

    Kısaca toplumun özellikleri şunlardır:

    1-Toplum, belirli bir toprağa bağlı insan grubudur.

    2-Toplumu belirleyen asıl özellik; kendine özgü bir kültürü olmasıdır. Burada kastedilen kültür, geniş anlamdadır. Yani insanların çalışarak topluma kattıkları maddi manevi her şeydir.

    3-Toplum, özgür bir gruptur. Herhangi bir grup içinde alt grup değildir. Kendisi bir gruptur.

    4-Toplumdaki kişiler birbirlerinin varlığının bilincindedir.

    5-Toplum büyük ölçüde yığınlardan oluşsa bile bu yığını bir arada tutan bağlar (temel çıkar, ortak amaç,dil, din, tarih birliği..)vardır. Dolayısıyla toplum bir bütündür.

    Sosyolojide kültür; insanların toplumda yaşamaları sebebi ileöğrendikleri şeylerin toplamıdır. Bu açıdan her toplumun kendine özgü bir kültürü vardır. Kültür belli gruplara ya da kişilere has olmayıp, bir toplumun üyeleri o toplumun kültürüne sahiptir. Bu konuda en önemli tanım E. Taylor’un yaptığı kültür tanımıdır. Ona göre kültür ya da uygarlık; bilgi, sanat, ahlak, hukuk, adet ve geleneklerle insanın, toplumun bir üyesi olarak kazandığı tüm yetenek ve alışkanlıklardan oluşan karmaşık bir bütündür. Yani insanın yarattığı ve kendinden sonraki kuşaklara aktarmak üzere ürettiği her şeydir.

    19. yüzyıl antropologları gibi Taylor da kültür ve uygarlığı, eşanlamlı kullanmaktadır.
    19. yüzyıl antropologları kültürü, insanın akıl ve becerisi geliştikçe gelişen evrimci bir anlayışla ele almışlardır. Zamanla kültür ve uygarlık ayrılmış, uygarlığın evrimsel niteliğini korumasına karşılık kültür, bir yaşam biçimi olarak nitelenmiştir. Bu anlamda en ilkel toplumların dahi karmaşık bir kültürleri olacağı ortaya çıkmıştır. Bu açıdan kültürü, sosyolojik açıdan şu şekilde tanımlayabiliriz:

    Kültür; bir toplumun üyeleri arasında paylaşılan, devredilen ve değişim süreci içinde bulunan öğrenilmiş davranış kalıplarıyla bu kalıpların ürünlerinin oluşturduğu bir yaşam biçimidir.

    Kültürler arasında büyük bir ayrılık görülmektedir. Çünkü bir toplumun hayat tarzı, o topluma özgü kurumlaşmış davranış biçimlerinden oluşur.

    Bir kültürel ortamda olumlu sayılan bir davranış, diğer bir kültürde kurallara aykırı sayılabilir.

    Bazı kültürlerin yüksek bir uyumluluk ve bütünleşme düzeyinde olmasına karşılık, bazı kültürler de çatışmalar, uyumsuzluklar görülebilir. Dolayısıyla herhangi bir insanı, toplumun davranışlarını anlamak isteyen sosyoloğun o toplum ya da grubun kültürünü incelemek gerekir.

    Kültür Süreçleri:

    Kültürleme; insanoğlunun çocuk veya ergin olarak, kendi kültüründe etkinlik kazanması ve eğitim süreci sırasında karşılaştığı bilinçli ve bilinç dışı tüm şartlanmalardır. Kavram, sosyal bilimcilerin kullandığı sosyalizasyon ya da toplumsallaşma anlamındadır. Ancak kültürleme, bu kavramdan daha geniş kapsamlıdır.
    Sosyalizasyon, yalnızca topluma uyum sağlayan bir süreç olduğu halde kültürleme, öteki bütün şartlanmaları da içine almaktadır. Öte yandan kültürleme, eğitim kavramından da daha geniş kapsamlıdır. Çünkü eğitim, kültürlemenin bilinçli, amaçlı ve istendik davranışlarını içermektedir. Oysa kültürleme tanımı gereği bilinçsiz ya da bilinç dışı yaygın, kendiliğinden, tesadüfi ve bireysel öğrenmeleri de kapsar.

    En geniş anlamıyla kültürleme; eğitim ve öğrenmedir.

    Kültürleşme; kültürel yayılma süreci ile gelen, maddi ve manevi unsurlarla başka kültürden birey ve grupların belli bir kültüre girmesi ve karşılıklı etkileşim sonucu her ikisinin de değişmesidir. Kavram olarak, kültürlemenin zıddı olan bir süreçtir. Kültürleme, insanoğlunun kendi kültüründen öğrendiklerinin tümünü kapsadığı halde kültürleşme, insanın başka toplumlardan öğrendikleri veya bir toplumun diğerinden edindiği unsurlar veya farklı toplumların karşılıklı olarak birbirinden etkilendiği süreçtir. Yani kültürleşme, iki veya daha fazla sayıdaki kültür grubunun aşağı yukarı sürekli ilişki ve etkileşim sonucunda gruplardan birisinin ötekine ait kültürel unsurları kabul etmesi, benimsemesi ve ortaya yeni bir kültür sentezinin çıkması süreci olarak tanımlanabilir.

    Kültürel yayılma; belli bir toplumda dıştan içe doğru veya içten dışa doğru maddi ve manevi unsurların sürekli olarak yayılmasıdır. Başka bir değişle, bir kültür unsurunun, başka kültürlerde görülmesi olayıdır. Bu kültür unsuru bir üretim aracı olabilir. Örneğin, Batı kültürüne ait traktörün bizde kullanımı.

    Kültürlenme; belli bir toplumun alt kültürlerinden ya da farklı toplumlardan gelen birey ve grupların buluşması ve etkileşim süreci sonunda asıl kültür ve alt kültürlerde bulunmayan yepyeni sentezlere ulaşması.
    Örnek; Türközü’nde farklı kültürlerden gelen Yozgatlı ve Çankırılılar Ankara içinde yeni bir durum ortaya çıkarmıştır.

    Kültür şoku; bir kültürden başka bir kültüre giden bireylerin yeni kültüre gösterdikleri uyum güçlükleri, bunalımlar, tepkilerdir. Başka bir değişle, bir kültür unsurunun başka bir kültürün değerleri karşısında vurguna uğraması, şaşırması, garipsenmesidir.

    Zorla kültürleme; bir kültüre mensup birey ve grupların, başka gruplar tarafından kültürlerinin zorla değiştirilmesi sürecidir. Başka değişle, kuvvetli kültürün zayıf bir kültüre özelliklerini zorla kabul ettirmesidir.
    Örnek; Osmanlıda Sırp Çocuklarının zorla olmasa da Enderun mektebinde Osmanlı kültürü ile yetiştirilmesidir.

    Kültürel asimilasyon; bir kültürel sistemin başka bir kültürel sistemi giderek kendine benzetmesi, kültürel egemenliği altına almasıdır.
    Büyük bir kültür içinde yer alan küçük kültür eğer nicel ve nitel yönden değişmeye açık değilse o kültür içinde uzun süre kalamaz. Eğer kalacaksa küçük kültür, büyük kültürü benimsemek zorundadır.

    Kültür değişmesi; toplumun bütünü ya da bazı kurumları ile değişmesi sürecidir. Bütün kültürler kimi zaman hızlı kimi zaman yavaş olarak sürekli bir değişim içindedir.

    Sosyal Gruplar:

    Bu gruplar iki ya da daha fazla kişinin bir araya gelmesiyle oluşur. Genip anlamda sosyal grup; belli bir amaç ya da amaçları gerçekleştirmek için bir araya gelen, birbrlerinin varlığının farkında olan ve etkileşimde bulunan insanların oluşturduğu bir birliktir.

    Sosyal grubun özellikleri:

    1-Karşılıklı etkileşim; grup üyeleri birbirinin varlığından haberdar.
    2-Grup üyeleri arasında ortak amaçlar ve değerler sözkonusudur.
    3-Grubun kendine özgü sosyal yapısı var. Kişilerin yerleri, pozisyonları belirlenmiştir.
    4-Üyelerin uymak zorunda oldukları, bir takım kurallar var. Bu kurallar yazılı ya da yazısız olabilir.
    5-Süreklilik vardır. Belli bir zamanda üyelerden oluşmuş bir gruptur.
    6-Gruplar bazı üyeleri değişerek nesiller bayu devam edebilir.
    7-Gerek kendi üyeleri gerekse başka gruplar tarafından, grubun varlığı kabul ediliyor.

    Sosyal gruplar dışında bir takım gruplar; ‘yığınlar’ var.

    Toplumsal yığınlar:

    Aralarında toplumsal birleştirici amaç olmayan ya da yüzeysel geçici olarak beraber olan insan kümeleridir.
    Örnek; mağazada alışveriş yapan insanlar. Buradaki insanlar birbirlerini tanımıyorlar, statü ve yer ayrımına da gitmiyorlar. Genellikle rastlantı ile oluşuyorlar. Çabuk dağılıyorlar ya da kendilerine yeni insanlar ilave edilmesi ile hacim ve görünüşleri değişiyor.

    Yığınlar kendi aralarında üçe ayrılıyorlar:
    1-İzleyici ve dinleyici toplulukları.
    2-Kalabalıklar.
    3-Gösteri toplulukları.

    İzleyici ve dinleyici toplulukları; belirli bir süre için aynı yerde toplanan ve hepsi aynı uyarıcıya dönük insanlardan oluşur. Örnek; sinemadaki insanlar.

    Kalabalıklar; bir konserin ya da sinemanın bitiminde dağılmakta olan insanların oluşturduğu yığındır. Buradaki insanlar sadece yakınındaki insandan haberdardır. Aralarında hiçbir amaç yoktur.

    Gösteri toplulukları; bir amacın gerçekleştirilmesi, kamuoyunu etkilemek, belli bir inancı ya da kararlılığı ifade etmek için örgütlenmiş geçici yığınlardır. Örnek; mitingler.

    Toplumsal kategori:

    Belli bir toplumsal özelliği paylaşan kişiler, toplumsal açıdan belli anlamlı sonuçlara ve değerlere yol açabilecek nitelikte iseler bir toplumsal kategoriyi oluştururlar.

    Belirli gelir düzeyindeki kişiler, belli meslektekiler, köylüler, okul çağındakiler…belli toplumsal kategoriyi oluştururlar. Belli bir kategoriye giren kişiler, böyle bir kategorinin varlığından ya da böyle bir kategori oluşturduklarının farkında olmayabilirler. Aynı kategori içindeki insanlar, gerçek ilişki içinde olmazlar. Hatta birbirlerini tanımazlar fakat toplumsal açıdan analiz edilmeye konudurlar.

    Kitle:
    Aynı uyarıcıdan etkilenmekle beraber fizik yakınlığı bulunmayan kimselerin oluşturduğu toplumsal bir kategoridir.
    Belli bir kitleyi oluşturan kimseler, birbirleriyle etkileşim içinde olmazlar. Olsa olsa zevk, ilgi ya da uğraşta belli bir odakları olması nedeniyle başkalarından ayrılırlar. Örnek; aynı gazeteyi okuyanlar, aynı müziği sevenler…

    F. Tönnies, grupları; cemaat (birincil gruplar) ve cemiyet (ikincil gruplar) diye ikiye ayırır.

    Cemaatin özellikleri:

    1-Birincil ilişkiler hakimdir; samimi, yüzyüze olan ilişkilerdir.
    2-Bireyin tüm benliğiyle katılımı sözkonusudur.
    3-Bireyin amacı kaybolmuş, grubun amacı bireyin amacı olmuştur.
    4-‘Ben’ değil, ‘biz’ duygusu hakimdir.
    5-Bireyler arasında samimi, duygusal yönü kuvvetli bir işbirliği var.
    6-Toplumda rekabet, faydacılık yok, varsa da çok az.
    7-Aile bağları kuvvetli.
    8-Bireyler hem sayıca az hem de fiziki yakınlık içinde bulunuyorlar.
    9-Tarımsal faaliyetler yaygındır.
    10-Teknoloji ve uzmanlık yaygınlaşmamıştır.

    Cemiyetin özellikleri:

    1-İkincil ilişkiler hakimdir. Samimi olmayan, resmi ilişkilerdir.
    2-Kesitsel ilişkiler (sosyal hayatın yalnız bir bölümünü ilgilendiren ilişkiler) ve özel amaçların gerçekleştirilmesi sözkonusudur.
    3-Gruba giriş-çıkış bireye bağlıdır.
    4-Rekabetin, faydacılığın, bireyciliğin arttığı, aile bağlarının zayıfladığı bir gruptur.
    5-Teknoloji ve uzmanlık yaygındır.
    6-Bilinçli, amaçlı ve gönüllü olarak girişilen bir yaşam biçimi. Örnek; çeşitli ekonomik çıkar grupları.
    7-Sözleşmeye dayalı ilişkiler hakimdir.

    Sosyal yapı; toplumdaki tüm ilişkiler, gruplar, kurumlar, sosyal statüler, sosyal yapının en küçük birimidirler.

    Sosyal statü; bireylerin toplum içindeki yeri, konumu. Bu statü toplum tarafından belirleniyor.
    Sosyal statü, bireyin özelliklerinin bağımsız olup, herkesin birden fazla statüsü vardır. Bir kişinin statülerine örnek; babalık, kocalık, vatandaşlık.

    Bir kişinin işgal ettiği statülerin tümü onun ‘statü takımı’dır.

    Sosyal statülerin bir diğer özelliği de, genelde her statünün bir başka statü ile ilişkide olması. Örneğin öğretmen statüsü; öğrencilik statüsüyle, annelik statüsü; çocukluk statüsüyle ilişkilidir.

    Statü onu işgal eden bireylere bir takım haklar ve sorumluluklar getiriyor.

    Statülerin fonksiyonu; istikrarlı sistemlerde herkesin belli kurallara göre hareket etmesini sağlar.
    Karşılıklı ilişkiler kuran ve belli statüleri işgal eden kişiler birbirine karşı ne gibi bir tutum takınmalarını saptayabilmektedir. Bu açıdan baktığımızda, bir sosyal sistem içinde her birey, diğer bireylerin davranışlarına karşı duyarlıdır.

    Kilit statü; sosyal yaşam içinde herkesin birden fazla statüsü vardır. Çünkü birey, birden fazla grubun üyesidir. Bu grupların her birinde birey, ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulur. Dolayısıyla bir kimsenin hem polis hem öğrenci hem damat hem de baba statülerinde bulunması mümkündür.

    Genel olarak, toplumda başat bulunan gruptaki statünün bireyin kilit statüsünü oluşturduğu diğer statülerin buna bağlı kaldığı görülür. Ancak bireyin çeşitli statülerinden hiçbiri, gerçek toplumsal yaşamını tek başına belirleyemez. Çünkü birey içinde bulunduğu statülerin belirli bir birleşimi sonucu kendine belli bir yaşam düzeyi sağlar.

    Statülerin kazanılması:

    1-Doğuştan kazanılan statüler; ferdi çaba veçalışmayı dikkate almayarak birisine kalıtımsal olarak geçen statülerdir.
    *Biyolojik faktör; yaş (seçmenlik, memuriyet, askerlik…), cinsiyet, ırk, fiziki görünüş.
    *Aile ve soy zinciri; servet, eğitim, meslek, din, mezhep gibi bireyin statülerini etkiler. Belli bir alt kültürü çocuğa aktarır.
    2-Sonradan kazanılan statüler; şahsi gayretle kazanılan statülerdir.
    *Eğitim; örneğin bizim toplumumuzda, aydın insan cahil insana göre daha yüksek bir statüye sahiptir. Eğitimin kendi başına statü olduğu da görülmüştür.
    *Meslek ve toplumsal fonksiyon; hemen her toplumda beden ve fikir etkinliğine dayanan mesleklerin aynı saygınlığı görmediği gözlenmiştir. Ayrıca ne tür fonksiyonlar önemli sayılıyorsa o toplumda, o fonksiyonları yerine getirenlerin statüleri de yüksek olmaktadır.
    Örneğin; askerlerin, işadamlarının, bürokratların, devlet ve siyaset adamlarının statülerinin çeşitli toplumlarda ve bir toplumun tarih içindeki çeşitli evrelerinde en önemli sırayı kazandığı görülmüştür.

    Sosyal rol:

    Sosyal statülerle yakından ilgili bir kavramdır. Sosyal rol, sosyal statünün dinamik yönüdür. Sosyal rol; sosyal yapı içinde her bir statüye tekabül eden haklar ve sorumlulukların şebekesi ve beklenen davranış örüntüsü olarak tanımlanabilir.

    Rol; belli bir sosyal statüye ilişkin davranış kalıplarını belirler. Örneğin cinsel rol, kişinin erkek ya da kadın olması sebebi ile kendisinden beklenen ya da kendisinin gerçekleştirdiği davranışlardır.

    Statüye ilişkin sorumluluklar, haklar ve bireyin yapması gereken davranışlara; ‘rol beklentisi’ya da ‘ideal rol’ denir. Belli bir statüdeki bireyin, bu statü ile ilgili davranışları ise ‘rol edimi’ni oluşturur.

    Herhangi bir statüdeki bireyin edimleriyle bu statünün gereği olarak kendisinden beklenen davranışlar arasında belli bir ölçüde bir uyum vardır. Ancak bu uyum tam ya da sürekli olmayabilir. Kişilik özelliklerine, zamana ya da çevre şartlarına göre değişir.

    Birey bu rollerin gereği olan davranışlara kendi kişiliğinden özellikler katar ve dolayısıyla benzer statüde bulunan diğer bireylerden de gerçek rol davranışları sayesinde ayrılır. Rol beklentileri aslında soyutlamalardır ve statüyü dolduran kişiler değişse de bu beklentiler aynı kalır.

    Bir memurun emekliye ayrılması ve yerine başkasının tayin edilmesi, statüyü değiştirmediği gibi ona ilişkin beklentileri de değiştirmez.

    Buna karşılık önceki memurun statüsünün, beklentileri yerine getirirken dikkatli, titiz, sabırlı davrandığı sonrakinin ise atak, hızlı, düzensiz çalışması mümkündür.

    Her rol bir takım beklentilerden oluştuğuna göre ancak başka bir rol sayesinde tanımlanabilir. Çocuksuz ana-babadan, işsiz işverenden söz edilemez. Bu anlamda roller, hak ve görev dizilerinden oluşur. Ve bireyler arasında karşılıklı ilişkileri temsil ederler. Kral ve uyrukları, yargıçla sanık, babayla çocuk, hep karşılıklı hak ve görevlerden oluşan rollere sahiptirler. Dolayısıyla sosyal roller, yalnız davranışları düzenledikleri için değil, bireylere başkalarının davranışlarını tahmin ederek kendi davranışlarını bunlara göre ayarlamak gibi yardım sağladıkları için de önemlidirler.

    Roller arasındaki ilişkiler yalnız saygı, itaat gibi genel davranış örüntülerini sağlayan değerlerle tanınmazlar. Belli statülerdeki kişiler nasıl davranması gerektiğini gösteren kurumsal düzenlemelerle özel olarak da belirlenebilirler.

    Örneğin milletvekilleri, yargıçlar, doktorlar bu görevin gereği olan rolleri, nasıl yerine getireceklerini gösteren bir and içerler.

    Rol takımı; tek bir sosyal pozisyon etrafında kümelenen bazıları, çatışan bazılarıyla tamamlayıcı nitelikteki bir takım rollerdir. Kişinin oynadığı rollerin tümüdür.

    Rol çatışması; kişinin tek bir rol veya rol takımı içinde çatışan unsurlarla karşılaşması durumudur.
    Birey rol davranışları sırasında, çatışan baskılar altında bulunabilir. Bu baskılardan bazıları rolün değişik ve tutarsız davranışları gerektirmesinden doğabilir.

    Örneğin, belli bir rolün hem dostluğu ve yakınlığı hem de tarafsız değerlendirmesi mümkündür.

    Rol çatışmasının bir başka şekli de, kişinin üyesi olduğu toplumun, gruptaki rolünü, bir başka gruptaki rolü ile bağdaştırılması imkanı olmadığı hallerde ve o ölçüde ortaya çıkar.

    Örneğin, kişinin adam öldürme konusundaki etik değerleri, asker olmasıyla ve savaşa katılması halindeki görevleriyle çatışabilir. Yine din ile meslek hayatındaki roller çatışabilir.

    Roller arası pekiştirme:

    Diğer statülere ilişkin rollerin birbirini güçlendirici ya da destekleyici etkilerde bulunmasıdır. Örnek, avukatlık mesleğiyle ilgili rollerden bazıları öyle bir özellik taşır ki, bu rollere uyum sağlayan bir kişi kolaylıkla siyasi rollere geçebilir. Ayrıca, mesleki rollerin yerine getirilmesi sırasında kazanılan bazı yetenek ve ustalıkların siyasal olana transfer edilebildiği gözlenebilmektedir.
     
    Son düzenleme: 22 Mayıs 2019 03:33

Bu Sayfayı Paylaş

Sosyal Forum