Sorumluluk önce vicdanlarda başlar

'Toplumsal' forumunda Admin tarafından 13 Mayıs 2019 tarihinde açılan konu

  1. Admin

    Admin Sosyal Sorunlar Site Yetkilisi

    İnsan hayatı her şeyden değerlidir. Bir yaşam kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir. Kişi birey olarak her zaman bilinçli olmalı ve ona göre hareket etmelidir. Kendisinden ya da başkasından doğabilecek hayati tehlikeleri önleyici bir tavır almalıdır.

    Ayrıca bir yerde, bir insanın hayatı tehlikede ise, kişi kendi üzerine düşeni hemen yapmalıdır. İnsan hayatının bu kadar önemli olduğunu biliyorsak, göz göre göre de bir insanın hayatına son vermeyiz.

    Zaten hiç bir kimse, bilerek bir insan hayatına son vermek istemez. Ama bazen isteyerek veya istemeyerek yapılan büyük hatalar ve ihmaller sonucunda bir hayatın bitmesine sebep olabiliriz. Aslına bakarsak ahlaki çizginin dışına çıkmak demek, her tür hataya, suça ve istenmeyen sonuçlara kapıyı açmak demektir.

    Trafik terörü denen şey, herkes tarafından bilinse de, çoğu zaman kişilerin kulak ardı ettiği bir kavramdır. Trafiğe çıkan her sürücü kendini yolların hâkimi zannediyor. Sanki herkesin acelesi varmış gibi yollarda bir hız ve önce gitme durumu var. Sanki bir dakika sonra gideceği yere varsa hayatı ters yüz olacakmış gibi bir acelecilik var.

    İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. İnsanlar bu kadar sorumsuzluk içinde olmamalı. Bilinçsizlik içinde olmamalı. Bilinçli yaşam demek; bilgiyle donanarak sorumluluk sahibi olmak demektir.

    Sorumluluk önce vicdanlarda başlar.

    İnsan hayatı her şeyden değerlidir. Bir yaşam kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir. Kişi birey olarak her zaman bilinçli olmalı ve ona göre hareket etmelidir. Kendisinden ya da başkasından doğabilecek hayati tehlikeleri önleyici bir tavır almalıdır.

    Ayrıca bir yerde, bir insanın hayatı tehlikede ise, kişi kendi üzerine düşeni hemen yapmalıdır. İnsan hayatının bu kadar önemli olduğunu biliyorsak, göz göre göre de bir insanın hayatına son vermeyiz.

    Zaten hiç bir kimse, bilerek bir insan hayatına son vermek istemez. Ama bazen isteyerek veya istemeyerek yapılan büyük hatalar ve ihmaller sonucunda bir hayatın bitmesine sebep olabiliriz. Aslına bakarsak ahlaki çizginin dışına çıkmak demek, her tür hataya, suça ve istenmeyen sonuçlara kapıyı açmak demektir.

    Trafik terörü denen şey, herkes tarafından bilinse de, çoğu zaman kişilerin kulak ardı ettiği bir kavramdır. Trafiğe çıkan her sürücü kendini yolların hâkimi zannediyor. Sanki herkesin acelesi varmış gibi yollarda bir hız ve önce gitme durumu var. Sanki bir dakika sonra gideceği yere varsa hayatı ters yüz olacakmış gibi bir acelecilik var. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. İnsanlar bu kadar sorumsuzluk içinde olmamalı. Bilinçsizlik içinde olmamalı. Bilinçli yaşam demek; bilgiyle donanarak sorumluluk sahibi olmak demektir.

    Dikkatsizlik ve hatalar büyük facialara kapı açabiliyor.

    Saniyelik bir gaflet bile, ya da bir saniyelik içinin geçmesi bile, zincirleme bir trafik kazasına neden olabiliyor.

    Dikkatsizlik ve yüksek hız geri dönüşü olmayan acılara yol açsa da, kazanın sorumluluğunu sadece araçları kullanan şoförlerle sınırlayamayız. Başta, eğitim vererek ehliyet sağlayan kurumlara, sağlık açısından sürücü adaylarının ruhsal durumuna gerektiği gibi bakılmadan ruhsat veren sağlık kurumlarına, denetim mekanizması oluşturan karayolları, emniyet ve trafik sorumlularına, hatta araç içindeki yolcuların araç şoförlerini uyarmamalarını da ekleyecek olursak, bu facianın oluşmasında sorumlu olabileceklerini söyleyebiliriz.

    Sorumluluğun sadece birey olarak değil, aynı zamanda toplumsal bilincin oluşmasıyla yerine gelebileceğini bilmeliyiz. Çünkü hayatını kaybeden bir kişinin acısını içimizde hepimiz yaşadığımız gibi, bir nevi bunun sorumluluğunu da hepimiz vicdanlarımızda hissederiz. Saniyelik bir gaflet bile, ya da bir saniyelik içinin geçmesi bile, zincirleme bir trafik kazasına neden olabiliyor.

    Sonucunu Düşünün, Hızınızı Düşürün…

    Dikkatsizlik ve yüksek hız geri dönüşü olmayan acılara yol açsa da, kazanın sorumluluğunu sadece araçları kullanan şoförlerle sınırlayamayız. Başta, eğitim vererek ehliyet sağlayan kurumlara, sağlık açısından sürücü adaylarının ruhsal durumuna gerektiği gibi bakılmadan ruhsat veren sağlık kurumlarına, denetim mekanizması oluşturan karayolları, emniyet ve trafik sorumlularına, hatta araç içindeki yolcuların araç şoförlerini uyarmamalarını da ekleyecek olursak, bu facianın oluşmasında sorumlu olabileceklerini söyleyebiliriz.

    Sorumluluğun sadece birey olarak değil, aynı zamanda toplumsal bilincin oluşmasıyla yerine gelebileceğini bilmeliyiz. Çünkü hayatını kaybeden bir kişinin acısını içimizde hepimiz yaşadığımız gibi, bir nevi bunun sorumluluğunu da hepimiz vicdanlarımızda hissederiz.
     
    Son düzenleme: 13 Mayıs 2019

Bu Sayfayı Paylaş

Sosyal Forum